Cumhuriyet İdeolojisinin Halka Aktarılmasında Yerel Basının Rolü

27/10/2008 ·

Cumhuriyet İdeolojisinin Halka Aktarılmasında Yerel Basının Rolü:

Ün Dergisi Örneği

 Mücahit ARMAĞAN*

ÖZET

          Cumhuriyet, yeni kurulan Devlet için bir gereklilikti. Çünkü yeni devlet, milli iradeyi temsil etmeli ve halk hakimiyetini esas almalı idi. İlk zamanlarda Mustafa Kemal’e yakın olanların dahi anlayamadığı Cumhuriyet, halka en güzel ve anlaşılır biçimde anlatılmalıydı. Zira bu fikir iyi anlatılamazsa bugüne kadar yapılan mücadeleler ve yenilik çalışmaları boşa gidecekti.

Bu iş için kurulan, halkın ve devletin sesi hüviyetindeki, Isparta’da yayın hayatına başlayan Ün dergisi, bu ideolojinin halka aktarılmasında önemli bir misyon üstlenmiştir. Çünkü halkı, yıllar süren alışkanlıklarından bir anda vazgeçirmek ve o güne kadar hiç duymadıkları ve yaşamadıkları bir yönetim anlayışı ile baş başa bırakmak kolay değildir. İşte, Cumhuriyet ideolojisinin halka anlatılması ve halk tarafından benimsendirilmeye çalışılması, o dönemde yaşayan aydınlar ve vatanseverler için tartışmasız bir görev haline gelmiştir.

 Anahtar Kelimeler: Cumhuriyet, Ün Dergisi, Halkevleri,  Altı Ok

             XIX. yüzyıl başlarından itibaren Osmanlı Devleti, 1808 senedi ittifak ile başlayan yenileşme ve anlayış değişikliğine 1839 Tanzimat, 1856 Islahat, 1876 I. Meşrutiyet ve 1908 II. Meşrutiyet dönemleri ile devam etmiş, ancak çağa gerektiği ölçüde ayak uyduramayınca da kendi sonunu hazırlamıştır. Ortaya çıkan olumsuz gelişmeler neticesinde de Osmanlı’nın, Türk ve İslam dünyasına liderlik edecek gücünün kalmadığı anlaşılmıştır. Ancak millet için yeni oluşum ve anlayışların da sinyalleri verilmiştir. Bu sinyallerin özünde, Türk’ün yaşam biçimi ve ananevi özelliğinde var olan özgürlük kavramı yatmaktadır. Bu anlayışı açığa çıkaracak ve Türk dünyasını bu güç durumdan kurtarabilecek bir lider ve doktrine ihtiyaç vardır. Bu liderin, o dönemdeki stratejisini şöyle ifade etmek mümkündür:

              Osmanlı imparatorluğu yıkılırken, oluşan enkazdan; bugüne kadar yok olmayan Türkleri -özellikle Anadolu’da yaşayanları- kurtarmaya, Hıristiyan batının baskısı altında kalmış olan İslam dünyasının içinden çekip almaya, Türk Dünyasına beşik olacağına inandığı Anadolu’ya sahip çıkmaya çalışmış ve bu uğurda hiçbir fedakârlıktan da kaçınmamıştır. İşte bu gerçek doğrultusunda hareket eden Türk milleti, geleneklerimize bağlılığımızın ulusal bir ifadesi olan Milli Mücadeleyi gerçekleştirmiş ve emperyalizmin odağındaki güçlerin heveslerini kursaklarında bırakmıştır.[1] Anadolu Türklüğü ve Müslümanlığın istiklali kurtarılmış ve Anadolu’da yeni bir Türk Devleti kurulmasına başlanmıştır.[2]

 Kurulacak bu devlet,  Avrupa’yı tedirgin etmeyeceği gibi, Türk ve İslam dünyasına da model olacaktır. Onun için kurulacak yeni devlet, ilim ve yaratıcılığın ışığı altında çağdaş, milli ve medeni olmalı[3], herkesin tam ve gönülden benimseyebileceği bir ideoloji ile taçlandırılmalıdır. Bu ideoloji ve onun yansıması olarak benimsenmesi gereken rejim, büyük önder tarafından cumhuriyet olarak belirlenmiştir. Çünkü hâkim güç millet olacaksa, ilmi zihniyet ve gelişmişliğin gereği olarak bunu iyi bir milli kültüre ve millet zeminine oturtmak gerekir.[4] Yerleştirilmeye çalışılan bu fikir, kültür süzgecinden geçirilerek,  halka bu şekilde enjekte edilmeli ki başarıya ulaşsın. Zira, kendi kültürünüze ters gelen her türlü faaliyet kendinizden ve milli kimliğinizden bir şeylerin yavaş yavaş kaybolması ve yıllar sonra tamamen dünya literatüründen silinmesi anlamına gelir. Bu nedenle yukarıda bahsi geçen fikrin halka aktarılmasında iyi bir strateji izlenmelidir. Çünkü halkın desteği olmadan yeni devletin devamı ve ideolojisinin yaşaması mümkün olmaz. Bununla birlikte, halkın yıllar süren alışkanlıklarını bir anda tamamen değiştirmek de kolay değildir.

 Bu anlayışı kendisine ilke edinen Mustafa Kemal, öncelikle saltanatı kaldırmakla yeni devletin yönetim biçimini de belirleme noktasındaki ilk adımını atmıştır. Artık halkı aydınlatmak gerekmektedir. Bunun için öncelikle, Anadolu’da halkın takdir ve güvenini kazanmış ve aynı zamanda cumhuriyet fikrini benimsemiş kişi ve kurumlara ihtiyaç vardır. Bu kişiler, gerek kendi çevresi gerekse halka ulaşabilecekleri basın-yayın organları yoluyla yeni devletin özelliklerini, Türk Milletinin durumunu ve yeni ideolojiyi halka aktarmayı görev edineceklerdir. Bu amaçla kurulan Türk Ocakları bu vazifeyi yerine getirmeye çalışmış, ancak bazı anlaşmazlıklar nedeniyle yeterince başarıya ulaşamamış; yerine, daha farklı bir yapılanma ve anlayışla halkevleri kurulmuştur.

 Halkevleri, milli varlığımızı korumaya, birlik ve beraberliğimizi perçinlemeye; iradesine sahip, iyi düşünen, müspet ilimlerle doğaya ve dünyaya hâkim olabilen insanlar yetiştirmeye çalışmıştır.  Her seviyedeki Türk’ün düşünce ve duygu şeması buralarda şekillenmiştir. Yüksek bir cemiyet unsuru olan insanların nasıl yetiştirileceği, nelerin öğretileceği halkevlerinde belirlenmiştir.[5]

 Bu çalışmalar yapılırken halkın desteğinin yanı sıra, hükümetin de halkevlerine büyük teveccühleri olmuştur. Zira, Başvekil İsmet Paşa, Büyük Millet Meclisinin 5 Temmuz 1934 celsesinde; memleketin iç ve dış durumlarını değerlendirmiş, bu konuların izahında halkevlerine düşen vazifeleri de ifade etmişlerdir. İsmet Paşa, bu doğrultuda halkevlerine yeni direktifler vermiş ve hükümetin de bu konuların desteklenmesinde ekonomik olarak halkevlerine yardım edeceklerini bildirmişlerdir. Bu husus Isparta Ün Dergisi’nde şöyle değerlendirilmiştir:

 —Garazsız ve menfaatsiz bir irfan ve medeniyet yurdu olan Halkevleri iki senelik hayatında büyük şeflerin her zamanki garazsız ve menfaatsiz kahramanlıklarını kendilerine örnek edinmişlerdir. Onların yüksek feragatleri yalnız halkevi mensuplarının ruhunda değil bütün tarihin sayfalarında mukaddes bir ışık gibi yanacaktır.

 Başvekilin dediği gibi “millet halkevlerine teveccüh göstermiş ve onu mükâfatlandırmaya çalışmıştır.” Reel kıymetine paha biçilmeyecek olan bu hükmün muvacehesinde büyük Türk Milletinin yüksek şuurunu minnet ve şükranla selamlamak bir borçtur. Ancak biz Halkevliler; bu teveccühün, halkevlerinin başardıkları işten ziyade başaracakları işlerin büyüklüğünden doğmuş olduğuna temas etmek isteriz. Milletin bu teveccühünde büyük kurtarıcı ve kurucuların, Halkevlerine verdikleri kıymetin de rolü olduğunu itiraf eyleriz. Filhakika halkevleri daha vazifelerinin başındadırlar.

 “Geniş yürekle bütün milletin ve her sınıf halkın yükselmesine çalışmak, Halkevlerinin büyük ideallerinin toplu bir ifadesidir. Sanatı ilim, ahlak sahasında hulasa millet yüksekliğinin bütün unsurlarında Halkevleri geniş vazifeler almışlardır. Bu vazifelerin ana hatları Cumhuriyet Halk Fırkası programında ve Halkevlerine verilen direktiflerde, hususi mahiyette çizildiği gibi şeflerin birçok vesilelerle irad ettikleri nutuklarda da bariz olarak vasıflandırılmıştır. “Milli kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracak” bütün şartlar milli reislerin hitabelerinde en vazıh (açık) ifadeleri bulmuştur.

 İsmet Paşa hazretleri “halkevlerine mümkün olan kolaylıkları yapmayı vazifemiz sayıyoruz” cümlesini vazife cümlesi ile birleştirmişlerdir. Bunda vazifenin yapılacak yardımla mütenasip (uygun) olacağı manası yoktur. Halkevlerinin çalışmaları, kolaylık hududunu çok aşacaktır. Çalışmayı teşvikle değil, memleketin ilerleme ve yükselme ihtiyacının büyüklüğü ile ölçeceğiz. Her kolaylığa ruhlardaki sıcak enerjileri katarak iş kudretini birkaç misli artıracağız. Her halkevi bir lirayı yüz lira, bir ay’ı bir güne sığdıracak,  bir köyde bir şehir ümranı yaratacaktır.

 Milleti yükseltme heyecanının vereceği en dinç ve yenilmez bir kuvvetle bütün halkevleri işbaşına!... Düşünelim ki; “Milli Türk Devletinin; sağlam temellerle kurulmasında, emniyetli ve feyizli yollarda yürümesinde Mustafa Kemal adlı bir reise malik olması, ebedi tarihin cereyanında bulunmaz bir fırsat, pahası ölçülmez bir nimettir.”[6]

 Halkevlerinin, milleti aydınlatmadaki önemli faaliyetlerinden bir diğeri, basın-yayın çalışmalarıdır. Bu çalışmalara önemli bir örnek de; Isparta’da ayda bir yayınlanmak üzere, 1934 yılının Haziran ayından başlayarak 1949 yılının Aralık ayına kadar yayın hayatına devam eden ve ayda 800 nüsha olarak basılan Ün Dergisi’dir.[7]

 Bu dönemlerde Isparta nüfusunun[8] ve okur-yazar oranının az olması, insanların okumaya meyilli olmaması; bu ideolojinin halka aktarılmasını zorlaştırmışsa da ayda 800 nüsha olarak basılan Ün Dergisinin ve aynı zamanda Halkevlerinin; Cumhuriyet ideolojisinin Isparta ve çevre illere aktarılmasında ne denli önemli rol oynadığını da görmezden gelemeyiz. Bu dönemin önemli tanıklarından Hilmi DİLMEN[9]’in de, bu konu ile alakalı olarak Ün Dergisindeki şu ifadeleri son derece önemlidir:

— O yıllar içerisinde ne kitapçı ne de gazete bayii vardı. O günün memleket halini sormak için o günün posta memuru olan, mektep arkadaşıma gittim. O gün gelen postadan; İzmir’den 8 Anadolu, Ankara’dan 3 Hâkimiyet-i Milliye, İstanbul’dan 5 muhtelif gazete, ayrıca birkaç tane de okunmuş ve günü geçmiş gazete çıkmıştı. Halka açık kitap sarayı aradım. Halil Hamit Paşa Kütüphanesinin kapalı, anahtarının da müftüde olduğunu söylediler.[10]

Devlet ile halk arasında köprü vazifesi gören Halkevlerinin çıkardığı Ün Dergisinde, Isparta ve havalisinin özelliklerini tanıtılırken cumhuriyet ideolojisinin güzellikleri de aktarılmış ve özetle şu ifadelere yer verilmiştir:

 Cumhuriyet’in gelmesi ile birlikte Akdeniz’deki sıtma ile mücadelenin başlaması, Güney Anadolu’nun hazin talihini değiştirmiş, halkın da aşk ve heyecana gelmesine neden olmuştur. Yörükler artık toprakla uğraşan çiftçiler haline gelmişler ve refah seviyeleri artmıştır. Ayrıca Isparta’da iplik fabrikaları kurularak halıcılık ilerlemiş, Yalvaç ve Karaağaç civarlarında hububat mahsulleri ekilip dikilmeye ve cumhuriyetin aldığı tedbirlerle ürünler değerinde satılmaya çalışılmıştır.

 fyon ve Isparta’da karla kaplı olan yerler Antalya’ya doğru yerini ılıman bir iklime bırakırken her iki tarafta da farklı mahsullerin varlığına ve güzelliğine şahit oluruz. Antalya ve Alanya bu iklimin neticesi Portakal ve Limon yetiştirirken; Ispartalı ise Afyon ve Antalya iklimi arasında güzel kokulu ve kaliteli güller yetiştirmeyi başarmıştır.[11] Bunun yanı sıra Afyon’un, soğuk iklim arayan hububatı yetiştirip değerinde satabilmesi, halkın cumhuriyete olan teveccühlerinin artırmasına neden olmuştur.[12]

 Bu konuda Cumhuriyet Halk Fırkasının iktisat programının, insanların cumhuriyete olan güvenleri konusunda ne kadar etkili olduğu da bilinen bir gerçektir.[13]  Bu süreç içerisinde yaşananlar yavaş yavaş yeni devlete, cumhuriyete, demokrasiye olan ihtiyaç ve inançlarının bir parçasını teşkil ederken, taşlar birer birer yerlerine oturtulmaya çalışılmıştır. İnsanlar gördükleri ile yetinmeye çalışırken diğer yandan ilim irfan sahipleri de cumhuriyeti anlatmaya devam etmişlerdir. Bugün yaşadığımız bazı problemlerin, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin değil, 100–150 yıl önce yaşanan sıkıntıların bir sonucu olduğunu vurgulamaya çalışmışlar; Türklerin, bu acı devrin şahlanan ilk müjdecisi, buhrandan yakasını kurtarıp yoluna yönelen tek millet[14] olduğunu ifade ederken milli mücadele ruhunun derinlerinde yatan hassasiyeti de açığa çıkarmışlardır.

 Ün Dergisinde, Atatürk İlkelerinin de anlaşılır bir dille ifade edilmiş olması, cumhuriyetin halka aktarılması ve halk tarafından kabul görmesinde etkin bir rol oynamıştır. Dergide Altı Ok başlığı altında ele alınan, her bir ok’un bir ilkeyi temsil ettiği ve konumuzun da asıl özünü oluşturan bu ilkelere genel hatları ile bakalım:

 Birinci Ok: Cumhuriyetçilik:

 Bilindiği gibi insanlar, dünya var olalı beri bir araya gelir ve bir meclis oluşturarak kendilerine bir baş seçerlerdi. Bizler de o dönemde dili, dini, sevinci, hüznü, yaratılış ve yaşayışları bir olan insanlardan bir meclis oluşturarak yönetim şekline de cumhuriyet dedik.[15] Cumhuriyet; faziletli, çalışkan, namuslu ve bilgili olanların değerlerini bilir. Cumhuriyet, büyük Türk inkılâbının başarıldığını anlatan bir idare ve yaşam biçimidir. Türk gençliğine gelecekteki vazifelerini öğreten bilgi kaynağı üstüne oturtulmuş bir abidedir. Türk yurdundaki halk varlığının remzidir. Yurdun öz evlatlarının saygıdeğer olanlarını başa geçirten bir idaredir.[16] Türk Milleti yıllardır süren hareketli bir hayatın acı ve tatlı bütün tecrübelerini tattıktan sonra ulaşmıştır cumhuriyet’e.[17]

  Bu kavram doğrultusunda seçimle işbaşına gelen insanlar, bir de dört yıllık süre için kendilerine Cumhur Reis seçmiş ve bu makamın babadan oğla geçmeyeceğini ifade ederek cumhuriyeti padişahlık olgusundan da ayırt etmeyi ihmal etmemişlerdir.

 Evde, köyde, kasabada; biçimsiz, sevimsiz, saygısız bir kişinin başa geçmesini engelleyecek yegâne güç cumhuriyettir ki bu anlayış Gazi Mustafa Kemal gibi bir dehayı bize armağan etmiş ve bizi o dönemin sevimsiz insanlarından kurtarmış, Avrupa’nın oyuncağı haline getirmemiştir. İşte bize cumhuriyeti armağan edenler cumhuriyeti böyle algılamış ve halkın da aynı şekilde algılamasını sağlamaya çalışmışlardır.

 İkinci Ok: Milliyetçilik:

 Millet; soyu, dili, gelenekleri, menfaatleri bir olan topluluk olarak ifade edilmektedir. Müstakil bir soydan olsun veya olmasın vatandaşlık bağı varsa, bunlar o dönemde eğreti bezirgân yahut misafir olarak görülmüşler ve hiçbir kötü muamele görmemişlerdir. Bunun yanı sıra bir de dil birliği vardır ki, dilde birlik; menfaat birliğinin besmelesi ve anahtarı olarak ifade edilmiştir.[18] Çünkü dil, menfaatlerin oluşumu için bir anlaşma vasıtasıdır. Bu vasıta olmazsa menfaatler çürük bir pamuk ipliğinde asılı kalır.

Diğer bil olgu da töre birliğidir ki; dil, menfaat ve yurt birliğinin bir sonucudur. Zaten bu saydığımız mefhumlar varsa gelenekler kendiliğinden oluşmuş olur. Cumhuriyet Halk Fırkasının bayrağındaki Milliyetçilik oku, işte bu şartların remzidir.[19]

 Yıkılan saltanatın yerine cumhuriyet’in kurulması ile Milliyetçilik her Türk evladı için bir vatan borcu olmuştur. Bu haslet, her Türk’ün can damarı ve vazgeçilmez bir düsturu haline gelmiştir.[20]

 Üçüncü Ok: Halkçılık:

 Halkçılığı kavramanın yolu halkı tanımaktan geçer. Bizler de halkın bir parçası olarak önce kendimizi tanımalı ve içinde yaşadığımız toplumun değer yargılarını yüreğimizde hissetmeliyiz.

 Halkçılık; sınıf, rütbe ve mensubiyet kayıtlarının kaldırılarak, milli hâkimiyet fikrinin benimsenmesinin ifadesidir.[21] Fertler ve meslekler farklı olmak durumundadır.  Dünyada insanlar birbirlerini iyi özümsemeli, birbirlerine saygı duymalı, her meslek sahibinin işini yaptığını, kanun önünde meslek ayrımı yapılmayacağını, devlet imkânlarından eşit şekilde yararlanılacağını bilmelidir. Hazırlanan bu kanunlar birliği, sevgiyi ve düzeni emreder. İşte böyle bir topluluğun oluşturduğu varlık halk olarak tanımlanmıştır.[22]

 Halk içindeki her ferdin hem idare etmeye, hem de idare edilmeye hakkı vardır[23] ve bu hakkı kimse ferdin elinden alamaz. Fert kendisini yönetecek kişiyi kendisi belirler, ona vekâlet verir. Vekiller de kendisini seçenlerin istek ve ihtiyaçlarına (devlet ve halkın ihtiyaçları) göre bu görevin bir kısmını ildeki valilere tevdi eder. Ancak gerekirse bu yetkiyi valilerden geri de alabilir. Yani vekil aslın emrindedir. Asıl olan halktır, millettir. Yurt içinde; can, mal, namus ve toprağından herkesi emin olarak yaşatan irade halkçılık anlayışında mevcuttur. Halk iradesi, bütün idari mekanizmayı hareket ettiren yegâne güçtür. Çünkü Halkçılık, okullarımızdan sızan bilgi ve hayat ışıklarıyla yetişen ve gelişen neslin can damarıdır.

 Dördüncü Ok: Devletçilik:

 Devlette halka ait kanunlar, devlet ve fertlerin isteklerine göre değil, ammenin selameti için onların ihtiyaçları doğrultusunda yapılır. Halkın toplanıp da yapamayacağı işleri devlet üslenir ve halk için halk adına bu işleri yapar. Milli devlette sınıfsal ekonomi değil, devlet zenginliği esastır. O dönemlerde kurulan İş Bankası ve Sümer Bank, insanların ihtiyaçlarını karşılamak ve onlara hizmet götürebilmek amacıyla kurulmuştur. Ayrıca bu bankalar üretilen ürünlerin kıymetlerini daha da artırmak ve çiftçinin emeğini korumak amacıyla da mücadele vermiştir. Çünkü devletçilikte esas olan halkın refah ve huzurudur. Açılan ve açılmakta olan fabrikalar, halkın elindeki mahsulü daha da değerlendirecek, müstahsilin yüzünü güldürecektir.[24] Devlet halk için vardır anlayışı hâkimdir.

 İktisadi oluşumlara mazhar olabilmek için yegâne güç devlettir. Ancak, devletçilik anlayışında milli birlik esas alınmalıdır. İhtiras peşinde olan devletler yıkılmaya mahkûm olurken, halk için seferber olan devletler ise halen hayatiyetini devam ettirmektedir.

 Hem milli, hem de iktisadi istiklalimizi koruyan bir devletçilik sistemine ve o sistemin sonucu Büyük Millet Meclisine ve de devlet reisine bağlılık milliyetçiliğimizin ve devletçiliğimizin temel prensiplerindendir.[25] Bırakın cumhuriyet’in diğer ilke ve inkılâplarını, yalnızca Devletçilik ilkesi yıllardır tahrip olan devletimizi; fabrikaları, okulları ve toplumsal yenilikleri ile akıllara durgunluk veren bir mükemmeliyetle imar etmiştir.[26] Devlet, siyasi çarpışmaların yaşandığı kaos ortamında dahi halkın sorunlarına el atmış, onların dertlerini dinlemiş ve yaralara merhem olmaya çalışmıştır.[27] İşte bunlar, cumhuriyetin halk iradesi olduğunun en açık göstergeleridir.

 Beşinci Ok: Laiklik:

 Osmanlı Devletinin son dönemlerinde ulema sınıfının eski itibarı kalmamış, fazilet ve bilgi sahibi kişilere âlim unvanı verilmiş, bu da ulema sınıfının ağırlığını kaybetmesine neden olmuştu. Dolayısıyla biri diğerine benzemeyen insanlardan oluşan bu sınıfın verdiği dini hükümler ahlak ve hukuk müesseselerinin birbirleri ile iletişimini imkânsız hale getirmişti.

 Zamanın âlim kişileri, olayların akıl ve ilim süzgecinden geçirilerek değerlendirilmesi ve insanların anlayabileceği dilden anlatılması gerektiğine inanıyorlardı. Zira kanunlar toplum ihtiyaçlarına ve fikir hürriyetine uygun olmalı idi. Sonuçta bu inkılâbın temeli olarak halk ve sınıf birliğinin medeni ve toplumsal alanlarda kendisini hissettirmesi gerekiyordu. Bu da laik devlet anlayışını doğurmakta idi. Çünkü laik devlet, halkın topyekûn rahat ve huzurunu umar ve ona göre tedbirini alır. Halkçılık ilkesinde de olduğu gibi halk arasında sınıf ayrımı yapmaz. Zaten ilkeler arasında da bir bütünlük vardır. Kedisinden başka diğer ilkeler birbirini bütünler niteliktedir. Onun için biri diğerinden farklı düşünülemez.

 Her fert belli çerçevelerde inanç ve ibadetinde özgürdür. Allah ile kul arasına hiçbir şey giremez. Devlet, her din ve itikada saygılıdır. Hâlbuki teokratik devletlerde müsamaha yoktur. Laiklik dinsizlik değildir. Dinin herkese ait ve tamamen özel olduğunu ifade eder.[28]

 Altıncı Ok: İnkılâpçılık:

 Mustafa Kemal, İnkılâp kavramı ile ilgili;

 “Türk inkılâbı; kelimenin vehleten (ilk anda) ima ettiği ihtilal manasından başka, ondan daha geniş bir tehavvülü (değişim) ifade etmektedir. Milletin mevcudiyetini idame için fertleri arasında düşündüğü müşterek rabıta, asırlardan beri gelen şekil ve mahiyetini değiştirmiş, yani millet; dini ve mezhebi irtibat yerine Türk milleti rabıtası ile efradını toplamıştır. Millet, beynelmilel umumi mücadele sahasında hayat ve kuvvet sebebi olacak ilim ve vasıtanın ancak muasır medeniyette bulunabileceğini sabit bir hakikat olarak umde ittihaz eylemiştir (ilke edinmiştir). Elhasıl, Millet; tehavvül ve inkılâpların tabii ve zaruri icabı olarak umumi idaresinin ve bütün kanunlarının ancak dünyevi ihtiyaçlardan mülhem ve ihtiyacın tebeddül (değişim) ve tekâmülü (olgunlaşma) ile esas olan dünyevi bir idare zihniyetini hayat şartı saymıştır.”[29] derken uzun süren tarihimizin içinde bazı yanlışlıkların olduğu ve bunun zaman içinde insan ihtiyaçları doğrultusunda değiştiğini ifade etmektedir.

 Bilindiği gibi Türk inkılâbı ile ilgili atılan ilk adım Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışı ile başlamış ve bundan sonraki süreçte yaşananlar Büyük Taarruz Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile son bulmuştur. 19 Mayıs’ta cumhuriyet güneşinin refah vadeden ışıkları, memleketi uzun süredir ilk defa aydınlatmış ve ısıtmıştır.[30] Artık bir yandan Avrupalı Devletlerle diplomasi mücadelesi verilirken diğer yandan da inkılâpların tamamen halka anlatılması ve uygulamasına geçilmelidir. Uygulamalar yapılırken Mustafa Kemal’i her iki kulvarda da görmek mümkündür. Çünkü o, halkını en iyi tanıyan ve inkılâpların onlara nasıl anlatılması gerektiğini bilen bir halk adamı ve siyasetçidir.

 İnkılâpçılığın anlaşılması demek, bundan önceki ilkelerin de anlaşılması demektir. Çünkü inkılâpçılık daha önceki ilkelerin ana desteğidir.[31] Türk inkılâbının her hamlesi, milletin umumi ihtiyaçlarına, milli mücadele tarihine ve tarifine, toplumsal gereksinimlerimize ve bütün ülkülerimize uygun olan, seçilmiş hareketlerdir. Bu ilkeler ve inkılâplar tesadüfî değildir. İhtiyaçlardır ilkeleri var eden. Gerek soyadı kanunu ile gelen kolaylıklar olsun, gerek Türk kadınının siyasete girişleri[32] olsun, inkılâpların Türk halkı tarafından benimsenmesi gerçekten kolay olmamıştır. Buna karşın kabul edilmesinden sonra milli benliğimizle çabucak bütünleşebilmiştir.

 Sonuç:

 Isparta halkı, gönlündeki coşku ve heyecanın kaybolmaya yüz tuttuğu Osmanlı Devletinin yıkılış sürecinde kültür hareketlerine gösterdiği önemle, okulları taşıran çocukları ile Cumhuriyete ve onun prensiplerine sahip çıkmış, ipliğin ilmeklerinde görmek istediği meçhul ümitlerini, gönlünün heyecanına katarak ilim ve irfan işleri ile perçinlemiştir.[33]

Bu faaliyetlerin yürütülmesinde Isparta eşrafından olan Hafız İbrahim Demiralay’ın,[34] Böcüzade Süleyman Sami’nin[35] v.b. vatansever Ispartalının da katkılarının olduğunu bilmek ve unutulmamalarını sağlamak, bu vesile ile onları saygı ile yâd etmek boynumuzun borcudur. Onların yaptığı faaliyetlerin bilinmesi, yapılan yeniliklerin mutlak surette ilerletilmesi ve çağın gerekliliklerine göre yeniden düzenlenmesi gerekir ki o değerler unutulmasın. O dönemde yapılan bu inkılâpların üzerinin örtülmesi, ileride Türklerin gelişmiş dünya milletleri içerisinde olmasını engellemek ile eşdeğerdir. Buna da kimsenin hakkı yoktur. Zira Atatürk’ün esas bahtlılığı, eserinin kendinden sonra da devam edeceğine olan inancıdır. Bu inanç ile hareket eden Isparta halkı, bu esere sahip çıkarak devletine ve milletine olan bağlılığını devam ettirmektedir.

 

:: Sonraki »

Menü

  • Son Yazılarım

  • Dost Bloglar

  • Bağlantılarım

  • Duyurular

    Sitemize hoşgeldiniz.Vakanüvist tarih yazıcılığı anlamına gelir...Tarihi doğru kaynaktan öğrenmeniz için sitemiz hizmetinizdedir.

    Ziyaretçi Defteri Açılmıştır.
    Soru , görüş ve önerilerinizi ziyaretçi defterimize veya e mail adresimize bildirebilirsiniz.

    Atatürk

    Tarihte Bugün

    Osmanlı Padişahları


    Tarihten Fotoğraflar

    Gazeteler

    Hürriyet Sabah Milliyet
    Star Cumhuriyet Radikal
    Yeni Şafak Türkiye Gözcü
    Akşam Zaman Posta

    Haberler

    Ziyaretçi Sayacı

    3 HAZİRAN 2008 TARİHİNDEN İTİBAREN SONUÇLARI GÖSTERMEKTEDİR

    Anket

    Arkadaşını Davet Et

    VAKANÜVİST